Obez Annelerin Bebeklerinde Otizm Riski

DİKKAT:OBEZ ANNELERİN BEBEKLERİNDE OTİZM RİSKİ!

Uzmanlar obez anne adaylarını uyardı. Yapılan araştırmalarda obez olan annelerin bebeklerinde büyük oranda otizm, gelişim gerilikleri, öğrenme ve dil problemleri saptandı. Ayrıca gelişim geriliklerinin de yaşanabileceği bu durum için uzmanlar açıklamalarda bulundu.

Obez anneler konusunda araştırma yapan uzman doktorlar özellikle 2 ile 5 yaş arasında bulunan çocuklarda otizm rahatsızlığı gözlemledi. Gebelik döneminde yaşanan obezite ise çocukların ilerleyen yaşlarında otizm ve gelişim gerilikleri gibi sorunları ortaya çıkardığı görülmüştür. Yapılan bu araştırmaya göre hamilelik döneminde obezite riskine karşı tedbirli olunmalıdır. Araştırmanın sonucuna göre ise hamilelikte obezite problemi yaşayan kadınların bebekleri, sağlıklı annelerin bebeklerine nazaran 1,6 kat daha otizm, gelişim gerilikleri, öğrenme ve dil problemleri ve gelişim bozuklukları yaşadıkları saptandı.

Araştırmayı yapan doktorlar hamilelik döneminde görülen obezitenin çocukları otizm ve gelişim gerilikleri yönünden olumsuz etkilemesinin sebebini ise şöyle açıkladı: Anne obez olduğu zaman plasenta vasıtasıyla bebeğin beyin gelişimi için ihtiyaç duyduğu oksijen miktarını azaltıyor. Bu sebeple bebeğin beyin gelişimi olumsuz etkilenmiş oluyor.

Doktorlar obezite hastası anne adaylarına bebekte oluşacak olan hasarların en aza indirmeleri için doğum öncesinde mutlaka yaşam biçimlerinde değişiklik yapmaları gerektiğini hatırlattı. Bu gibi durumlarda alınacak en iyi yöntemin annelerin gebelik öncesinde fazla kilolarından kurtulmak ve sürekli doktor kontrolünde olmaktan geçtiğini belirtti. Böylelikle hem anne hem de bebeğin sağlığının yerinde olacağını kaydetti.

Beslenmede Doğru Diye Bilinerek Yapılan Yanlışlar

BESLENİRKEN YAPILAN YANLIŞLAR

Sağlıklı beslenmek, vücut sağlığı ve bütünlüğü açısından çok önemlidir. Beslenme esnasında doğru bilinen yanlışlar oldukça fazladır. İnsanlar iyi olan gıdaları daha çok tüketmenin faydalı olduğunu düşünürler bu da en büyük yanlışlardandır. Bütün besinlerin sağlıklı olup olmadığı kadar sınırı da önemlidir.

Her diyet ürün sağlıklı değildir: İnsanlar alışveriş yaparken, diyet olan ürünleri sorgusuz sualsiz hemen almaktadır. Halbuki diyet yazan her ürün sağlıklı olacak diye bir kural yoktur. Besinleri satın alırken ölçünüzü kendiniz belirleyin.

Yetersiz ve zamansız beslenme: Ne kadar az kalori alırsam o kadar çok kilo veririm mantığı çok yanlıştır. İnsan bedeni günde en az 1000 kalorinin üstüne ihtiyaç duyar, bu ihtiyacı karşılamak zorundayız. Vücudun ihtiyacı olan zamanda tüketilmeyen her besin yarar yerine zarar vermektedir.

Sürekli yeni çıkan son moda diyetlere inanmak: Genellikle bu tarz şok ve son moda diyetler kısa sürede kilo kaybettirmekle ünlenir fakat kilo kaybederken yağ değil de vücuttaki kas ve sıvı oranını kaybederseniz tehlike çanları çalıyor demektir. Buna çok dikkat etmek gerekir.

Vücudun verdiği sinyallere dikkat: Aslında vücudumuzdaki hormonların düzenleyici fonksiyonları mükemmel yapıdadır. Bu yapı bize ne zaman yemek yememiz, ne zaman da durmamız gerektiğini söylüyor fakat bunları dikkate almadan yemeyi geciktirmek yada sonlandırmamak halinde obezite veya başka hastalıklara davetiye çıkarmaya yetiyor. Tüm bu uyarıları doğru algılayıp ona göre hareket etmeye özen gösterilmelidir.

Dehidrasyon, Vücuttan Su Kaybı

Dehidrasyon yani diğer adı ile vücuttan su kaybı hadisesi; insan vücudunun aşırı derecede sıvı kaybetmesi ile oluşur. Veya kronik olarak da görülebilmektedir.

Besin zehirlenmesi ve bağırsak enfeksiyonları gibi durumlarda, kusma ve ishal sebebiyle elektrolit denen sodyum ve potasyum kaybı olur. Ancak susama duygusu ortaya çıkmaz. Kişi susuz kalır ve buna “dehidrasyon” ve “kuruma” adı da verilir.

Vücuttaki su kaybı ya da su ihtiyacı, dehidrasyon denilen susuzluk düzeyine ulaştığı zaman, 3 yolla susama refleksi uyarılır.

1-Tükürük salgısı azalır, ağız ve yutak mukozasında kuruma olur. Vücut suyu % 3 oranında azaldığında, yani yaklaşık 2 litre su eksildiğinde görülür.
2-Kandaki yoğunluk artarak osmotik basınç sonucu, beyinde hipotalamus bölgesinde bulunan osmoreseptörlere uyarı gönderilir.
3-Kan hacminde azalma sonucu beyinde yine hipotalamusta bulunan susama merkezi uyarılır ve reninanjjotensin yolu aktifleşir.

Bu 3 yolla beyindeki susama merkezi uyarılır ve susuzluk hissi oluşur. Su içilirken, mide ve bağırsaklarda oluşan gerilme ve kanın osmotik basıncındaki azalmayla birlikte su içme aktivitesi sonlanır.

Ağız kuruluğunu, bir şey yiyerek veya su dışında bir içecekle gidermek, vücudun susuzluğunu gidermez. Vücut susuzluk sinyali verdiğinde, kişi bu sinyale su içerek cevap vermelidir. Aksi halde, vücut bu sinyali tekrar gönderir. Bu durum, uzun süre devam ederse vücut artık susuzluğa adapte olur ve kişi susamayı algılamaz. Susama algısını yeniden hissedebilmek için belli bir düzende, su içmeye başlamak önerilir.

Yapılan araştırmalarda, vücudun gün boyunca açlık sinyaline oranla daha çok ve belirgin olarak susuzluk sinyali verdiği tespit edilmiştir.

Susuzluk hissi ve Şişmanlık
Besin alımı ile ilgili iki duygu vardır. Bu iki duygu, beyinde enerji düzeyinin düşmesiyle ortaya çıkar.

Bunlar: yiyecekler için duyulan açlık ve içecekler için duyulan susuzluktur.
Her ikisi de aynı bölgede hissedilir ve histamin tarafından tetiklenir. Ancak genellikle bu iki duygu aynı belirtileri gösterir ve kolayca karıştırılır. Çoğu kez, susuzluk duygusu, açlıkla karıştırılır.

Kişi: aslında sadece ağzı kuruduğunda susadığını düşünür. Ancak su içmek için, ağız kuruluğunu beklememek gerekir. Çünkü genellikle ağır bir yemekten sonra verilen bu sinyal, vücudun susuzluğunun artık son aşamaya geldiğini gösterir.

Açlık ve susuzluk duygularını ayırt etmenin en iyi yolu, yemekten önce su içmektir. Ancak genelde, insanlar önce yemek yer, sonra su içerler. Şişmanlığın asıl sebebinin bu olduğuna inanılmaktadır. Çünkü şişman kişiler, histamin ilk su çağrısı yaptığında, genellikle yanıt için yemek yerler. Çünkü tat tomurcukları için, yemekler sudan daha lezzetlidir.

Histaminin susuzluk ya da vücudun zihinsel veya toplumsal strese verdiği tepki, zamanla aşırı yemek yeme alışkanlığına dönüşür. Çünkü susuzluklarını yemek yiyerek gidermeye çalışırlar. Hatta katı yiyecekler yenildiğinde, biraz su içilir ve bu şekilde giderilen susuzluk, vücudun geçici bir süre için su yetersizliğine uyum sağlamasına neden olur.

Susuzluk kronik hale gelir ve susuzluk duygusu yavaş yavaş kaybedilir ve genellikle hipertansiyonla başlayan ve gelecekte diyabet sorunlarını da beraberinde getirecek şişmanlığın temel sebebi olabilmektedir.

Yaşlılıkta susuzluk: İnsanlar yaşlandıkça, susuzluk merkezleri duyarlılığını kaybeder. Örnek: birçok yaşlı insan, serum takılacak kadar aşırı su kaybı olmasına rağmen, kendilerini susamış hissetmezler.
Bu durumda, düzenli su içmek şarttır.

Susuzluk duygusunun yok olmasını önlemek için yapılması gerekenler
1-Her yemekten yarım saat önce veya 2,5 saat sonra: 2’şer bardak su içilmelidir. Vücudun açlık ve susuzluk duygularını birbirinden ayırması, yaklaşık yarım saat sürer. Bu sürenin sonunda, kişi kendisini tok hissedecek ve sadece besin ihtiyacı olduğunda yiyecektir. Bu yolla, yiyecek tüketimi aşırı ölçüde azalacak ve seçimler değişecektir. Yeterli su alındığında şişmanlatıcı karbonhidratlardan çok proteinler tercih edilecektir.

2-Alınan kilolar verilir. Arttırılan su tüketimi, kişiyi zayıflatır. 3 haftadan kısa sürede, kişi, bu şekilde 4–7 kilo verebilir. Bu ani kilo kaybı, yaşamsal hücrelere su veren, ters geçiş yapan dokulardaki depolanmış ödem sıvısının kaybıyla olur. Su tüketimi, çoğalırken hormona duyarlı yağ yakıcı enzimler de harekete geçirilir. Böylece hem kilo kaybı artar, hem de vücut daha orantılı olur.
Su olmayan bir diyet, hem yeterince etkili olmaz hem de zararlı atıkların vücutta birikmesine sebep olunur. Ne kadar çok su içilirse, vücudun yaktığı besinlerin atıkları, o kadar kolay atılır. Su, doğal idrar söktürücülerin en iyisidir. Rejim yapmakta olan bir kişinin organizması, tıpkı bir motor gibi çalışır ve enerjinin yakılması sonucu, ısı ve atıklar ortaya çıkar. Eğer bu atıklar düzenli olarak böbreklerden atılmazsa, vücutta birikir ve kilo verilmesi engellenir. Bu yüzden, böbreklerin tembel olmaması için sürekli su içilmelidir.

Yakın bir zaman önce, İsrailli bir gurup araştırmacı, 21 obez çocuğu, istirahat halindeki enerji tüketimine ilişkin incelediler. İstirahat enerjisi tüketimi (REE); uyurken, televizyon seyrederken veya sadece dalmış bir vaziyette otururken, ne hızda kalori yakıldığını gösterir. Araştırmacılar, çocuklara büyük bardaklarla su verdikten sonra, her 10 dakikada REE’leri ölçmeye başladılar. Beklenenden daha güçlü bir reaksiyonla karşılaştılar. İlk 24 dakika içinde REE artışa geçerken, 57’nci dakikada % 25’lik bir artış gözlendi ve bu etki 40 dakika boyunca sürdü. Bilim insanlarına göre, sadece belirtilen miktarda su içmek, 1 yıl içinde, 1,5 kilo verdirebilir.

Dehidrasyon belirtileri
1-Sebepsiz yorgunluk: su vücudun temel enerji kaynağıdır. Besinler bile vücutta su hidrolize olup enerji kazanana kadar yararlı olmazlar. Ayrıca sinir sisteminin enerji kaynağı sinirlerin kas ve eklemlerle bileşim yerlerinde üretilen hidroelektriktir.

2-Yüz kızarması: vücut susuz kalır ve beyin ihtiyacı olan suyu dolaşım sisteminden alamazsa, verdiği emirle kendisine ulaşan kan damarlarını genişletir. Yüz, hiç durmaksızın çevreyi gözleyip beyine bilgi veren sayısız sinir uçlarıyla dolu bir alıcıdır. Sinir uçlarının, suya ihtiyacı vardır. Bu yüzden, beyinde artan su ihtiyacı sonunda dehidrasyona girildiğini ve suya ihtiyaç olduğunu gösterir.

3-Sinirlilik ve sebepsiz öfke: öfke uzun vadede beyin enerjisini tüketen süreçtir. Sinirli insanlara birkaç damla su verilmelidir. Böylece sakinleştikleri ve yumuşadıkları görülür.

4-Endişe: bu durum beynin azalan su miktarı için duyduğu kaygının dışa yansımasıdır. Endişe, kişinin dehidrasyondaki vücuduna, su yerine susuzluğu giderecek başka içecekler verildiğini gösterir.

5-Keyifsizlik ve yetersizlik durumu: vücudun en değerli yapıtaşları aminoasit yedekleridir. Bu aminoasitler, sinir iletimi de dahil çeşitli işlevlerde kullanılır. Vücutta eksildiklerinde, beyin görevini tam olarak yerine getiremez. Dehidrasyon, aminoasitlerin bir kısmını hiç durmaksızın tüketir ve onların yetersizliği, keyifsizlik duygusunu tetikler.

6-Depresyon: susuz kalan vücudun yetersiz idrar üreterek atamadığı zehirli metabolik atıklardan kendini arındırmak için antioksidan gibi yaşamsal yapıtaşlarını kullanması durumudur. Bunların yetersizlikleri, vücutta depresyona sebep olur.

7-Baş ağrısı: ihtiyacı için, beynin dolaşım sistemini hızlandırdığının belirtisidir. Beyine giden kan, beyin hücrelerini sulandırmaya yetmezse, migren krizleri ortaya çıkar. Beyin hücreleri düzenli şekilde temizlemesi gereken zehirli metabolik atıklar üretir. Bu hücreler, kendi ortamlarında asitli maddeler barındırmazlar.

8-Özellikle yaşlılıkta uykusuzluk: vücut susuz kaldığında rahat bir gece uykusu uyunmaz. 8 saatlik bir uyku, solunum ve terlemeyle vücudu iyice susuz bırakır. Vücut su ve tuz alırsa, kısa sürede huzurlu bir uykuya dalar.

9-Sebepsiz sabırsızlık: bir insanın bir işte veya derste sabırsız davranması, beyin enerjisini tüketen süreçtir. Beyin, yedek enerjisi yoksa en kısa zamanda, buna son vermek ister. Vücut direncinin düşmesiyle birlikte kendini gösteren bu durum, sabırsızlık diye tanımlanır.

10-Dikkat süresinin aşırı kısalması: beynin başka bir işlev bozukluğudur. Beyin, ne kadar çok su olursa bellik bankalarına yeni bilgiler yerleştirmek için o kadar çok enerji üretir. Gazlı içecekleri çok tüketen çocuklarda dehidrasyona bağlı olarak dikkat eksikliği görülür.

11-Akciğer hastalığı veya solunum yetmezliği: herhangi bir fiziksel aktiviteye başlamadan önce, soluksuz kalmamak için önce su içilmelidir.
12-Kahve, çay, kolalı ya da alkollü içecekleri aşırı tüketmek: insanların bu tür içecekleri içmeyi sürdürmelerinin sebebi yüksek endorfin düzeyi bağımlılığıdır. Kahve ve alkolün bağımlılık yaratmasının ve giderek artan miktarlarda tüketilmesinin sebebi budur.

Aşırı duyarlı vücut işlevleri için: enerji açığa çıkaran histamin, geçici bir süre, suyun yerini alabilir. Böylece beklenmedik durumlarda devreye giren histamine güvenen vücut, dehidrasyonun sürmesine izin verir ve belli noktaya kadar bu duruma dayanır. Aşamalı gelişen dehidrasyon, önce vücudun fizyolojisinde sonra da kimyasında değişiklikler yapar.

Dehidrasyon sonuçları
Güçlü bir su akımı tarafından temizlenemediği için, hücre içinde biriken asidin yerine bağlı olarak ortaya çıkabilecek tipik sağlık sorunları şunlardır: mide ekşimesi, mide, göğüs, bel, Romatizmal eklem, migren, kolit, Romatizmal dokularda ağrılar, gebelikte sabah bulantısı ve bulimia yani anormal yeme alışkanlıkları görülür.

Dehidrasyon özellikle çocuklarda ölüme sebep olur. Çocuklarda ishal durumunda beklenilmeden, kurumayı önleme sıvısı hazırlanmalı ve sürekli içirilmelidir.

Su İçme Kuralları

Yemeklerden önce, yeme sırasında, yemek sonrasında ve öğün aralarında mutlaka su içilmesi gerekmektedir.
Yemekten 20 dakika önce su içme bırakılmalıdır. Ancak yemeklerden önce su içmek kilo vermeye yardımcı olur. Yemekten 21 dakika önce 2 bardak su içilirse beyin 21 dakika boyunca doyma duygusuna erişir. Su içip 21 dakika bekleyen kişi, açlık değil susuzluk yaşıyorsa yemek yemeyecektir. Bu suyu için, 21 dakika sonra hala açlık çekiyorsa gerçekten acıkmıştır. Yani açlık ve susuzluk duygularını ayırt etmenin en iyi yolu, yemekten önce su içmektir. Bu konuda yapılan bir araştırma, yemeklerden önce 2 bardak su içenlerin, uzun vadede daha çok kilo kaybettiklerini göstermiştir. Çünkü yemekten önce su içildiğinde, içilen su: besinleri şişirir, mideyi doldurur ve tokluk hissi verir. Bu yüzden daha az yemek yenir ve daha çok kalori tüketilir.

Ayrıca: öğün öncesinde su içilmesi, mideden bağırsaklara kadar tüm organların su ihtiyacını giderir ve sindirime hazır hale getirir. Böylece kolay hazım sağlanmış olur.

Ancak bu durum çeşitli sakıncalar yaratır. Çünkü yemeğe başlamadan önce, kişi ne yiyeceğini gördüğünde vücut ona göre gerekli enzimleri salgılar ve bu sırada su içildiğinde, mide enzimlerinde su nedeniyle yetersizlik olur ve yenilen yemeklerin hazmedilmesi zorlanır.

Yemekle birlikte su içildiğinde: çiğneme sırasında tükürük enzimleriyle başlayan hazım işlemi zarar görür ve tükürük üretimi azalır. Oysa tükürük, hazım için vücudun kullandığı ilk ve en önemli enzimdir. Su alındığında, yenilen madde suyla yumuşar, tükürük üretimi azalır. Böylece tükürüğün yumuşatma ve karıştırması gereken lokma, suyla ıslatılmış olur ve başta mide olmak üzere, karaciğer ve bağırsakların işlerini zorlaştırır. Yani sindirim sıvıları inceltilerek sindirim geciktirilir. Ayrıca midenin büyümesine sebep olur. Büyüyen mide, bir sonraki öğünlerde ihtiyaçtan fazla yemek yenilmesine sebep olur.
Yemekle birlikte içilen su, bağırsaklarda gaz oluşmasına ve çürümeye sebep olur. Yemek sırasında mutlaka su tüketilmesi istendiğinde, çok az tüketmeye özen gösterilmelidir.

Yemekten 1-1,5 saat sonra su içilmelidir. En azından yemeklerden 2 saat sonra su içilmelidir.

Suyu, öğünler arasında içmek yararlıdır. Yani günlük içilmesi gereken suyun büyük miktarı, öğünler arasında tüketilmelidir.

Sonuçta: yemekten önce, yemekle birlikte ve yemekten hemen sonra mide hazım süresini etkileyecek oranda su içmemek gerekir. Ayrıca yaşlı kişilerde yemeklerin sulu ve yumuşak alınması, böylece sindirimi kolaylaştırması önerilir.

Suyun sıcaklığı
Suyun sıcaklığı zayıflamaya doğrudan etki yapmaz. Ancak suyun sıcak ya da soğuk olması, mideyi terk etme hızıyla orantılıdır. Yani soğuk su içenlerle, sıcak su içenlerin harcadıkları kalori arasında, anlamlı bir fark yoktur. Soğuk su mideyi 20 dakikada, sıcak su ise 80 dakikada terk eder.
Su, soğuk içildiğinde, midedeki besinlerin sıcaklığını düşürür ve böylece kana karışmaları için ısı sayesinde harcanan kalori artar. Bu görüşe göre, su soğuk içilmelidir.

Ancak özellikle kış aylarında soğuk su içmek, sindirimi zorlaştırır ve gaz şikâyetlerini arttırır. Yaz aylarında ise, su soğuk olarak içilebilir.
Bir diğer görüşe göre: içilen suyun, ılık ya da en az oda sıcaklığında olması istenir. Çünkü soğuk su sindirim yolunda kasılmalara sebep olur. Sürekli soğuk su içmek, iştah açar ve çok yemek yedirir. Mide içilen suyu uygun ısıya getirmeye çalışır. Oysa ılık su, bedeni yormaz. Sıcak su, bedenin doğal serinletme sistemini çalıştırır.

Ilık su, kan dolaşımındaki belirgin artışa yol açar. İç organlar ve kasları gevşetir, bu sayede daha derin nefes almayı sağlar. Hatta besinlerin emilimini arttırarak sindirime yardımcı olur, kabızlığı giderir.

Düşük kalorili besinlerin yanında ılık su içilmesi, mideyi daha uzun süre dolu tutacağı için, açlık hissinin gecikmesine yardımcı olur. Ayrıca ılık su sindirime yararlıdır ve bağırsak hareketlerini arttırarak kabızlığı önler.

İçilecek suyun ideal sıcaklığı: oda sıcaklığı olmalıdır. Çinliler, 40 yaşından sonra oda sıcaklığından daha soğuk olan su ya da başka bir şeyin bedene alınmaması gerektiğine inanırlar. Çinlilere göre, soğuk içecekler içildiğinde veya soğuk besinler yenildiğinde iç organlar daha fazla büzülür ve kan dolaşımı azalır. Mide, baş ve eklem ağrıları artar, nefes daralır, balgam koyulaşır.

Vücuttaki Su Oranı

Yetişkin bir insanda vücut yapısının büyük bir kısmı su geriye kalan kısmı ise katı maddelerden oluşmaktadır. İnsan vücudunun yaklaşık olarak % 60’ı su ve % 40’ı katı maddeden oluşur.

Örnek: 65 kilo olan bir kişi, yaklaşık 40 kg vücut suyuna sahiptir. Vücuttaki su oranı, yaşa ve cinsiyete göre değişir. Yaş ne kadar küçülürse, su oranı o kadar yükselir.

Yeni doğmuş bir bebekte, bu oran % 80’dir. Doğumdan itibaren geçen ilk 1-2 haftalık sürede, bu oran hızla düşer. Bunu takip eden günlerde, düşme hızı yavaşlar ve 15’nci yılda: su oranı yetişkin insan seviyesine iner.

Kişi, yaşlandıkça su oranı bir miktar daha düşer. Çünkü vücutta suyun yerini yağ almaya başlar.

İnsan herhangi bir kriz durumunda, hayati tehlikeye girmeden, ancak vücudundaki suyun % 10’unu kaybeder. İnsan vücudu, su kaybına, açlıktan daha fazla hassastır. Yemek yemeden 6 hafta yaşanabilir. Ancak su içmeden 1 haftadan fazla yaşamak mümkün olmaz.

Suya Sonradan Katılan Maddeler

Klor
Su dezenfekte edilirken kullanılan klor seviyesi, suyun litresi başına yaklaşık olarak 1 mg civarında olmalıdır, aksi halde suyun içiminde rahatsızlık verir. Klor kokar. Hatta klor, bağırsak florasına zarar verir. Su kapaksız bir sürahiye doldurulur. Klor, yarım saatten kısa sürede uçup gidecektir ve su içime hazır hale gelecektir.

Flor
Flor minerali, diş minesini sertleştirerek gelişiminde ve dişlerin çürümeye karşı korunmasında etkilidir. Aynı zamanda, osteoporoz denen kemik kırıklarının önlenmesini sağlar. Suların flor yoğunluğu düşük olan yerlerde, suya uygun miktarda flor eklemesi yapılır. Burada önemli olan, çok fazla flor tüketiminin de dişlerde benek veya kahverengi lekeler yaratmasıdır. Bu durum, flor bakımından zengin olan suyun tüketilmesinin yanında ek olarak aşırı miktarda flor kullanılmasından olur.

Meşrubatların İçeriği

Şeker
Bir insanda, yaklaşık olarak 4-5 litre kan bulunur. Normal bir bünyeye sahip olan kişilerin kanında ise 12 saat açlıktan sonra, yaklaşık 1 tatlı kaşığı kadar şeker bulunmaktadır.

Buna karşılık: 180 ml’lik bir kutu şekerli içecekte; 6 tatlı kaşığı, 350 ml’lik bir meşrubatta 10 tatlı kaşığı, 600 ml’lik meşrubatta 17 tatlı kaşığı kadar şeker vardır. 600 ml’lik bir meşrubattan alınan 250 kaloriyi yakmak için: 45 dakika, 3 km mesafe yürümek, 22 dakika çok aktif bisiklet kullanmak veya 40 dakika çok aktif basketbol oynamak gerekir. Toplumdaki bireyler, günlük kalori ihtiyacının % 7’sini, bu tür içeceklerden alırlar. Genç nüfusta, bu oran % 13’e kadar çıkar.

Meşrubatlarda şeker dışında, yüksek oranda früktoz içeren mısır şurubu da kullanılmaktadır. Mısır şurubu, aşırı kilo ve Obezitenin başlıca sebeplerinden birisidir. Früktoz, insülin, ghrelin ve leptin gibi hormonları etkiler.
Bu yüzden, bu tür içeceklere literatürde “sıvı şeker” denir. Bu tür içeceklerle, özellikle 12-20 yaş arası gençlerde, vücuda oldukça fazla miktarda şeker alınır.
Zaten, meşrubatlar, modern beslenme alışkanlıkları içindeki en büyük şeker kaynağıdır.

Meyve suları, işlenmiş meyve şekeri ve küfle doludur. Taze sıkılmış olmadığı sürece, meyve suları asla kullanılmamalıdır.
Meşrubatlardaki bu boş kaloriler: aşırı kilo ve obeziteye, diyabete, böbrek taşı ve kalp hastalıklarına yol açar. Yüksek kalorili ürün olduklarından, kilo alımı ve obeziteye sebep olurlar. Özellikle çocukluk çağı obezitesinin önemli sebeplerindendir.

Ayrıca, çok miktarda şeker içerdiklerinden kanser riski taşırlar. 1995-1997 yılları arasında İsveç’te yapılan bir çalışmada: kadın ve erkek, yaklaşık 80.000 kişi incelenmiş ve inceleme süresi içinde, 131 kişide pankreas kanseri ortaya çıkmıştır. Hastaların diyetleri incelendiğinde, günde 2 ya da daha fazla şekerli meşrubat (gazoz, kola, şekerli meyve suları gibi) içenlerde, meşrubat içmeyenlere oranla pankreas kanserinin % 90 daha fazla olduğu tespit edilmiştir.

Kafein
Vücuttan kalsiyumun atılımını arttırdığından, kemikler zayıflayıp osteoporoz riski artar ve diş çürümelerine sebep olur.
Kilo ve yaşa göre, bireyler kafeinden farklı etkilenir. Uzmanlar günde 300 mg kafein tüketimini doğru ve yeterli bulurlar. Bu oran 3 fincan kahveye denk gelir. Bu miktarın üstünde, kafeine karşı hassas kişilerde: baş ağrısı, sinirlilik ve uykusuzluk gibi yan etkiler görülür. Kafeinin en büyük etkisi, hafif uyuşturucu ve bağımlılık yapıcı olmasıdır ve birçok meşrubat içeriğinde bulunur.

Yapay renklendiriciler
Yapay renklendiriciler: özellikle “Yellow No.5 (E102)” bazı çocuklarda hiperaktivite, dikkat eksikliği, astım ve alerjik reaksiyonlar yaratabilir. Kırmızı renklendirici olarak kullanılan E120, böceklerden elde edilmektedir.

Alkol
Meşrubatlarda kullanılan tat ve koku verici aroma maddeleri, yağ cinsi maddelerdir. Bunların homojen bir şekilde içeceğin içinde çözündürülmesi için etil alkol kullanmak gerekir. (Örnek: E320 ve E321) Başka çözücülerde vardır. Fakat etil alkol bol ve ucuz olduğundan, kullanılıp kullanılmaması üreticinin inisiyatifine kalmıştır. Yani, sonuç olarak alkolsüz içecekler de alkol içerir. Şaraplar % 12-15 arası alkol içerir. % 15 oranında alkol içeren şarap, örnek olarak alınırsa 10 ml’de 1,5 ml alkol, 330 ml’lik meşrubatın içerdiği alkole (alkol oranı % 5 olması durumunda) eşdeğerdir. Yani bir kutu meşrubat içmek, 10 ml’lik küçük bir kadeh şarap içmekle aynı oranda alkol sağlar.