Su İçme Kuralları

Yemeklerden önce, yeme sırasında, yemek sonrasında ve öğün aralarında mutlaka su içilmesi gerekmektedir.
Yemekten 20 dakika önce su içme bırakılmalıdır. Ancak yemeklerden önce su içmek kilo vermeye yardımcı olur. Yemekten 21 dakika önce 2 bardak su içilirse beyin 21 dakika boyunca doyma duygusuna erişir. Su içip 21 dakika bekleyen kişi, açlık değil susuzluk yaşıyorsa yemek yemeyecektir. Bu suyu için, 21 dakika sonra hala açlık çekiyorsa gerçekten acıkmıştır. Yani açlık ve susuzluk duygularını ayırt etmenin en iyi yolu, yemekten önce su içmektir. Bu konuda yapılan bir araştırma, yemeklerden önce 2 bardak su içenlerin, uzun vadede daha çok kilo kaybettiklerini göstermiştir. Çünkü yemekten önce su içildiğinde, içilen su: besinleri şişirir, mideyi doldurur ve tokluk hissi verir. Bu yüzden daha az yemek yenir ve daha çok kalori tüketilir.

Ayrıca: öğün öncesinde su içilmesi, mideden bağırsaklara kadar tüm organların su ihtiyacını giderir ve sindirime hazır hale getirir. Böylece kolay hazım sağlanmış olur.

Ancak bu durum çeşitli sakıncalar yaratır. Çünkü yemeğe başlamadan önce, kişi ne yiyeceğini gördüğünde vücut ona göre gerekli enzimleri salgılar ve bu sırada su içildiğinde, mide enzimlerinde su nedeniyle yetersizlik olur ve yenilen yemeklerin hazmedilmesi zorlanır.

Yemekle birlikte su içildiğinde: çiğneme sırasında tükürük enzimleriyle başlayan hazım işlemi zarar görür ve tükürük üretimi azalır. Oysa tükürük, hazım için vücudun kullandığı ilk ve en önemli enzimdir. Su alındığında, yenilen madde suyla yumuşar, tükürük üretimi azalır. Böylece tükürüğün yumuşatma ve karıştırması gereken lokma, suyla ıslatılmış olur ve başta mide olmak üzere, karaciğer ve bağırsakların işlerini zorlaştırır. Yani sindirim sıvıları inceltilerek sindirim geciktirilir. Ayrıca midenin büyümesine sebep olur. Büyüyen mide, bir sonraki öğünlerde ihtiyaçtan fazla yemek yenilmesine sebep olur.
Yemekle birlikte içilen su, bağırsaklarda gaz oluşmasına ve çürümeye sebep olur. Yemek sırasında mutlaka su tüketilmesi istendiğinde, çok az tüketmeye özen gösterilmelidir.

Yemekten 1-1,5 saat sonra su içilmelidir. En azından yemeklerden 2 saat sonra su içilmelidir.

Suyu, öğünler arasında içmek yararlıdır. Yani günlük içilmesi gereken suyun büyük miktarı, öğünler arasında tüketilmelidir.

Sonuçta: yemekten önce, yemekle birlikte ve yemekten hemen sonra mide hazım süresini etkileyecek oranda su içmemek gerekir. Ayrıca yaşlı kişilerde yemeklerin sulu ve yumuşak alınması, böylece sindirimi kolaylaştırması önerilir.

Suyun sıcaklığı
Suyun sıcaklığı zayıflamaya doğrudan etki yapmaz. Ancak suyun sıcak ya da soğuk olması, mideyi terk etme hızıyla orantılıdır. Yani soğuk su içenlerle, sıcak su içenlerin harcadıkları kalori arasında, anlamlı bir fark yoktur. Soğuk su mideyi 20 dakikada, sıcak su ise 80 dakikada terk eder.
Su, soğuk içildiğinde, midedeki besinlerin sıcaklığını düşürür ve böylece kana karışmaları için ısı sayesinde harcanan kalori artar. Bu görüşe göre, su soğuk içilmelidir.

Ancak özellikle kış aylarında soğuk su içmek, sindirimi zorlaştırır ve gaz şikâyetlerini arttırır. Yaz aylarında ise, su soğuk olarak içilebilir.
Bir diğer görüşe göre: içilen suyun, ılık ya da en az oda sıcaklığında olması istenir. Çünkü soğuk su sindirim yolunda kasılmalara sebep olur. Sürekli soğuk su içmek, iştah açar ve çok yemek yedirir. Mide içilen suyu uygun ısıya getirmeye çalışır. Oysa ılık su, bedeni yormaz. Sıcak su, bedenin doğal serinletme sistemini çalıştırır.

Ilık su, kan dolaşımındaki belirgin artışa yol açar. İç organlar ve kasları gevşetir, bu sayede daha derin nefes almayı sağlar. Hatta besinlerin emilimini arttırarak sindirime yardımcı olur, kabızlığı giderir.

Düşük kalorili besinlerin yanında ılık su içilmesi, mideyi daha uzun süre dolu tutacağı için, açlık hissinin gecikmesine yardımcı olur. Ayrıca ılık su sindirime yararlıdır ve bağırsak hareketlerini arttırarak kabızlığı önler.

İçilecek suyun ideal sıcaklığı: oda sıcaklığı olmalıdır. Çinliler, 40 yaşından sonra oda sıcaklığından daha soğuk olan su ya da başka bir şeyin bedene alınmaması gerektiğine inanırlar. Çinlilere göre, soğuk içecekler içildiğinde veya soğuk besinler yenildiğinde iç organlar daha fazla büzülür ve kan dolaşımı azalır. Mide, baş ve eklem ağrıları artar, nefes daralır, balgam koyulaşır.

Vücuttaki Su Oranı

Yetişkin bir insanda vücut yapısının büyük bir kısmı su geriye kalan kısmı ise katı maddelerden oluşmaktadır. İnsan vücudunun yaklaşık olarak % 60’ı su ve % 40’ı katı maddeden oluşur.

Örnek: 65 kilo olan bir kişi, yaklaşık 40 kg vücut suyuna sahiptir. Vücuttaki su oranı, yaşa ve cinsiyete göre değişir. Yaş ne kadar küçülürse, su oranı o kadar yükselir.

Yeni doğmuş bir bebekte, bu oran % 80’dir. Doğumdan itibaren geçen ilk 1-2 haftalık sürede, bu oran hızla düşer. Bunu takip eden günlerde, düşme hızı yavaşlar ve 15’nci yılda: su oranı yetişkin insan seviyesine iner.

Kişi, yaşlandıkça su oranı bir miktar daha düşer. Çünkü vücutta suyun yerini yağ almaya başlar.

İnsan herhangi bir kriz durumunda, hayati tehlikeye girmeden, ancak vücudundaki suyun % 10’unu kaybeder. İnsan vücudu, su kaybına, açlıktan daha fazla hassastır. Yemek yemeden 6 hafta yaşanabilir. Ancak su içmeden 1 haftadan fazla yaşamak mümkün olmaz.

Suya Sonradan Katılan Maddeler

Klor
Su dezenfekte edilirken kullanılan klor seviyesi, suyun litresi başına yaklaşık olarak 1 mg civarında olmalıdır, aksi halde suyun içiminde rahatsızlık verir. Klor kokar. Hatta klor, bağırsak florasına zarar verir. Su kapaksız bir sürahiye doldurulur. Klor, yarım saatten kısa sürede uçup gidecektir ve su içime hazır hale gelecektir.

Flor
Flor minerali, diş minesini sertleştirerek gelişiminde ve dişlerin çürümeye karşı korunmasında etkilidir. Aynı zamanda, osteoporoz denen kemik kırıklarının önlenmesini sağlar. Suların flor yoğunluğu düşük olan yerlerde, suya uygun miktarda flor eklemesi yapılır. Burada önemli olan, çok fazla flor tüketiminin de dişlerde benek veya kahverengi lekeler yaratmasıdır. Bu durum, flor bakımından zengin olan suyun tüketilmesinin yanında ek olarak aşırı miktarda flor kullanılmasından olur.

Meşrubatların İçeriği

Şeker
Bir insanda, yaklaşık olarak 4-5 litre kan bulunur. Normal bir bünyeye sahip olan kişilerin kanında ise 12 saat açlıktan sonra, yaklaşık 1 tatlı kaşığı kadar şeker bulunmaktadır.

Buna karşılık: 180 ml’lik bir kutu şekerli içecekte; 6 tatlı kaşığı, 350 ml’lik bir meşrubatta 10 tatlı kaşığı, 600 ml’lik meşrubatta 17 tatlı kaşığı kadar şeker vardır. 600 ml’lik bir meşrubattan alınan 250 kaloriyi yakmak için: 45 dakika, 3 km mesafe yürümek, 22 dakika çok aktif bisiklet kullanmak veya 40 dakika çok aktif basketbol oynamak gerekir. Toplumdaki bireyler, günlük kalori ihtiyacının % 7’sini, bu tür içeceklerden alırlar. Genç nüfusta, bu oran % 13’e kadar çıkar.

Meşrubatlarda şeker dışında, yüksek oranda früktoz içeren mısır şurubu da kullanılmaktadır. Mısır şurubu, aşırı kilo ve Obezitenin başlıca sebeplerinden birisidir. Früktoz, insülin, ghrelin ve leptin gibi hormonları etkiler.
Bu yüzden, bu tür içeceklere literatürde “sıvı şeker” denir. Bu tür içeceklerle, özellikle 12-20 yaş arası gençlerde, vücuda oldukça fazla miktarda şeker alınır.
Zaten, meşrubatlar, modern beslenme alışkanlıkları içindeki en büyük şeker kaynağıdır.

Meyve suları, işlenmiş meyve şekeri ve küfle doludur. Taze sıkılmış olmadığı sürece, meyve suları asla kullanılmamalıdır.
Meşrubatlardaki bu boş kaloriler: aşırı kilo ve obeziteye, diyabete, böbrek taşı ve kalp hastalıklarına yol açar. Yüksek kalorili ürün olduklarından, kilo alımı ve obeziteye sebep olurlar. Özellikle çocukluk çağı obezitesinin önemli sebeplerindendir.

Ayrıca, çok miktarda şeker içerdiklerinden kanser riski taşırlar. 1995-1997 yılları arasında İsveç’te yapılan bir çalışmada: kadın ve erkek, yaklaşık 80.000 kişi incelenmiş ve inceleme süresi içinde, 131 kişide pankreas kanseri ortaya çıkmıştır. Hastaların diyetleri incelendiğinde, günde 2 ya da daha fazla şekerli meşrubat (gazoz, kola, şekerli meyve suları gibi) içenlerde, meşrubat içmeyenlere oranla pankreas kanserinin % 90 daha fazla olduğu tespit edilmiştir.

Kafein
Vücuttan kalsiyumun atılımını arttırdığından, kemikler zayıflayıp osteoporoz riski artar ve diş çürümelerine sebep olur.
Kilo ve yaşa göre, bireyler kafeinden farklı etkilenir. Uzmanlar günde 300 mg kafein tüketimini doğru ve yeterli bulurlar. Bu oran 3 fincan kahveye denk gelir. Bu miktarın üstünde, kafeine karşı hassas kişilerde: baş ağrısı, sinirlilik ve uykusuzluk gibi yan etkiler görülür. Kafeinin en büyük etkisi, hafif uyuşturucu ve bağımlılık yapıcı olmasıdır ve birçok meşrubat içeriğinde bulunur.

Yapay renklendiriciler
Yapay renklendiriciler: özellikle “Yellow No.5 (E102)” bazı çocuklarda hiperaktivite, dikkat eksikliği, astım ve alerjik reaksiyonlar yaratabilir. Kırmızı renklendirici olarak kullanılan E120, böceklerden elde edilmektedir.

Alkol
Meşrubatlarda kullanılan tat ve koku verici aroma maddeleri, yağ cinsi maddelerdir. Bunların homojen bir şekilde içeceğin içinde çözündürülmesi için etil alkol kullanmak gerekir. (Örnek: E320 ve E321) Başka çözücülerde vardır. Fakat etil alkol bol ve ucuz olduğundan, kullanılıp kullanılmaması üreticinin inisiyatifine kalmıştır. Yani, sonuç olarak alkolsüz içecekler de alkol içerir. Şaraplar % 12-15 arası alkol içerir. % 15 oranında alkol içeren şarap, örnek olarak alınırsa 10 ml’de 1,5 ml alkol, 330 ml’lik meşrubatın içerdiği alkole (alkol oranı % 5 olması durumunda) eşdeğerdir. Yani bir kutu meşrubat içmek, 10 ml’lik küçük bir kadeh şarap içmekle aynı oranda alkol sağlar.